Acaba çocuğum hiperaktif mi?

DEHB çocuğun odaklanma ve dürtüsel davranışlarını kontrol etme kabiliyetini engelleyen, ergenlik ve erişkinlik dönemlerinde başka psikiyatrik sorunların eklenmesine zemin hazırlayan bir bozukluktur. Bu teşhisin konulabilmesi için aşağıdaki belirtilerin uzun süre ve bir duruma bağlı olmaksızın hem evde, hem okulda, hem de çocuğun genel yaşantısında görülmesi gerekir.

Bu çocuklarda ki hareketlilik yaşlarına ve gelişim düzeylerine uygun değildir. Motor takılmış gibi sürekli hareket halindedirler. Sırasında oturamaz, öğretmenini dinlemez, çok konuşurlar. Heyecanlı yapılarından dolayı karşısındaki kişinin sözünü sık sık keserler. Sıra beklerken zorlanır ve sık sık eşyalarını kaybederler. Kurallara uymakta zorlanır ve sabırsızlık gösterirler. Hareket ederken davranışlarının sonuçlarını hesaba katmazlar.

Bir konuya dikkatlerini yoğunlaştırma bu çocuklar için çok zordur. Dikkatsizlikten kaynaklanan ufak hatalar yaparlar. Ev ödevi gibi düşünsel çaba gerektiren işlerden kaçınırlar. İşlerini planlayamadıkları gibi yarım bırakmaya meyilli ve unutkandırlar.

Özetle, yaşlarından beklenen olgunluk ve uyumu gösteremezler.

ÇOCUĞUM NEDEN HİPERAKTİF?

0-2 yaş arası çocuğun olumsuz yaşantıları, emzirme esnasında annenin yaşadığı duygusal sorunlar, kalıtımsal faktörler, geçimsiz-parçalanmış aileler ve ebeveyndeki psikiyatrik problemler de DEHB'ye zemin hazırlar.

Fiziksel ve duygusal olarak zorlu geçen bir hamilelik, gebelikte sigara-alkol- uyuşturucu ve ilaç kullanımı, doğumda herhangi bir komplikasyon, erken doğumdan kaynaklı sinir sisteminde ki bir hasar beynin gelişimini olumsuz etkileyerek bu sorunu tetikler.

DEHB'li çocuklarda beynin dikkat ve dürtü kontrolünü sağlayan ön bölgesi normalden az çalışır. Beynin düşünme, planlama ve dikkatle ilgili dış katmanı olan korteks bölgesi daha geç olgunlaşır. Amerika Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü'nün 2007'de yaptığı araştırmaya göre DEHB'li çocukların 10.5 yaşında ulaştığı korteks kalınlığına normal çocuklar 7.5 yaşında ulaşmıştır.

TÜRKİYE’DE 1 MİLYONA YAKIN HİPERAKTİF ÇOCUK VAR!

Yapılan istatiksel çalışmalara göre ilköğretim çağındaki çocuklarda %3-5 oranında DEHB görülüyor. Bu verilerden yola çıkarak uzmanlar Türkiye’de ilköğretim çağında 1 milyona yakın çocukta bu bozukluğun görülebileceğini söylüyor.

Yani her 20 çocuktan birinin bu sorunla karşı karşıya olduğunu ve belirtilerin 7 yaşından önce ve erkeklerde daha sık gözlemlendiğini göstermektedir. Okul yaşantısı başlayınca, öğretmenden ve arkadaşlarından gelen şikayetler ile aileler bunun yaramazlıktan farklı bir sorun olduğu düşünmeye başlar. Genelde dikkat eksikliği hiperaktivite ile birlikte görülür. DEHB özel öğrenme güçlüğü ile beraber görüldüğünde ise ders başarısızlığı da tabloya eklenir.

MORALİNİZİ BOZMAYIN. ÇÖZÜMÜ MÜMKÜN...

Bilim dünyasında tartışılan bir konu olmakla beraber, bazı zorunlu vakalarda ilaç tedavisi ile beyin kimyası desteklenmektedir. Ancak ilaçlar bozukluğu tedavi etmez, geçici olarak semptomları kontrol edebilir. Kalıcı değişiklikler psikoterapi ile mümkündür. Psikoterapi ile DEHB'den kaynaklı sorunlar en aza indirilerek çocuğun ruh sağlığının korunması hedeflenir. Ebeveynler de doğru yöntemlerle çocuğa yaklaştıklarında başarı oranı artmaktadır.

YA TEDAVİ EDİLMEZSE?..

Tedavi edilmediğinde ergenlikte ve erişkinlikte ciddi sorunlar yaşanabiliyor. Araştırmalara göre alkol ve uyuşturucu kullanma riskleri fazla. Kızlarda ise erken yaşta istenmeyen gebelikler görülebiliyor. Okuldan atılma, okulu bırakma ya da evden kaçma durumları da olabiliyor.

AİLELER NASIL YAKLAŞMALI?

Öncelikle ailenin bakış açısı değişmelidir. Çocuğun davranışlarını “yaramaz ve tembel” olarak yorumlayıp sürekli ceza verdiklerinde özgüven duygusu yok ederler. Aile çocukla sağlıklı bir iletişim kurabilmek için uzmanlardan yardım almalı; yanlış ve hatalı tutumları bırakmalıdır. Çocuk koşulsuz sevildiğini hissetmelidir. Çocukla kısa, net ve açık ifadelerle konuşulmalıdır. Kurallar çocukla beraber oluşturularak sabırlı, kararlı ve tutarlı davranılmalıdır. TV ve bilgisayar oyunları sorunu artıracağı için dikkatli olunmalıdır.

Ailenin yanında okulda öğretmen de çocuğun benlik saygısına zarar vermemelidir. Çocuğa karşı anlayışlı ve yardımcı olmalıdır. Öğretmen çocuğun bu davranışları kasıtlı yapmadığını ve bir hastalıktan kaynaklı olduğunu kabul edip, çocuğun kendini güvende hissedeceği bir sınıf ortamı oluşturmalıdır. Kullandığı eğitsel teknikleri zenginleştirerek çocuğu sık sık motive etmelidir.

Yani aile ve okul işbirliği içinde olumlu davranışları artırmaya yönelik çocuğa sürekli destek olmalıdır. Tabi ki şefkatle, sevgiyle ve sabırla..




Bu yazi 2008-06-07 tarihinde, bebegim tarafindan eklendi